Ölümü Hatırladım
Hayat dediğimiz şey sürprizlerle dolu.
Bugün derin bir deneyim yaşadım… ezberlere ve rutinlere dayalı hayatımın ne kadar hızlı ve beklenmedik bir şekilde bedenimden çekilebileceğini hissettim.
Son zamanlarda ölüm konusunu sıkça düşünür olmuştum. Ben ölürsem ne olur, neden yaşama dikkatle tutunmalıyım, gibisinden felsefi sorular. Trump'ın mucizevi şekilde ölümden dönmesi tuz biber olmuştu. Bunu dışardan empati kurarak hissetmeye çalıştım. Bugün olan ise içeriden, otantik bir deneyim sahibi yaptı beni.
Bu sıcak yaz gününde, rutin bir şekilde spor salonuna adım atmak üzereydim ki, ayağımda bir acı. Refleks olarak elimi götürdüm. Sonra baktım ki bir bal arısı, düşmüş yere kıvranıyor. Nereden geldin, ne zaman geldin be arı? İğnesi ise içimde kalmış. Çömeldim, çıkardım. İçeri girdim. Spor hocalarından yardım istedim. Acı kuvvetli olduğu için buz torbası koyduk, hafif bir pansuman filan. Soruyorlar bana “nasıl hissediyorsun” diye. İyiyim diyorum bir şey yok. Konuyu değiştirip spor programım ile ilgili bir soru soruyorum. Rutinlerime gelen bu süpriz müdahaleden memnun değilim zaten, geçiştirmeye çalışıyorum. Spor sonrası da bir görüşmem var, geç kalmak istemiyorum.
Panik yok, çünkü en az bir kaç kez arı soktu hatırladığım kadarıyla. En son 10 yıl önce bir yaban arısı sokmuştu, Ayahuasca seremonisi arasında hem de. Elim bayağı bir şişmişti ama hepsi bu. En kötü böylesi olur diye düşünüyordum.
5 dakika kadar sonra inanılmaz kaşınmaya başlıyorum. Anons yapılıyor, müşteriler arasından bir doktor bulunuyor. (Selfie bu ara çekildi). Bir psikiyatrist geliyor spor kıyafetiyle, gayet başarılı ilk yardımı yapıyor (damardan girerek bağışıklığı baskılayan kortizon türevi bir ilaç veriyor). Meğer o sırada ambulans çağırmış yönetim. Semptomlar hızlı bir şekilde coşuyorlar zaten. Derim kabarıyor, kafamdaki damarlar şişiyor ve vücudum ısınıyor. Kaşınmayı geçtim zaten, dudağım öyle bir şişiyor ki, konuşmakta zorlanıyorum. Herşey çok hızlı gelişiyor. Doktor arkadaşa “bilincimi kaybediyorum” dedikten biraz sonra, ambulans ekibi sedye ve tam teçhizatı ile bir anda beliriveriyor. Gerçekten bilincimi uyanık tutmakta zorlanıyorum o sıralar. Felsefi sorgulamalar geri geliyor yine de. Sakinliğimi korumak için nefesimi kontrol ediyorum. O ana kadar ki tüm hayat deneyimimi tarayarak faydalı olanları kullanıyorum. Kambo deneyimlerim, aşinalık getirdiği için iyi. Nefes hayata tutuyor. Bileğimdeki Apollo Neuro bile “calm” modunda çalışıyor.
Ama bilinç gitmeye devam. Neyse ki hemen damardan adrenalin veriliyor ve birazdan geri gelmeye başlıyorum.
Şu an arı sokmasının 15., ya da en fazla 20. dakikasındayım.
Yeni gelen doktor hastanede gözetimde kalmamın faydalı olacağını söylüyor. PT’e dönüp, “eh bugün antrenmanımı yapamayacağıma göre vaktim var” diyorum. Gülüyoruz.
Ardından sedye, ambülans ve krankenhaus. Yeni doktorlar, ilaçlar ve yan etki olarak yorgunluk ve uyku. Şu an saat 23:58.
Hastane yatağında, felsefi sorgulamalara devam.
Kavga bile etmediğim bu arı neden geldi beni soktu? Neyi duraklatmaya çalıştı? Tam o an birisini düşünmüştüm, bağlantı var mı?
Mayalarda bal arısının sembolik anlamı.
Daha önce arı sokmalarında böylesine bir alerjik reaksiyon yaşamamıştım, neden böyle oldu? Tam ayak bileğimden soktu ve hepsi direk kana karıştı belki. Yaban arısı sonrası ilk vaka, belki o yüzden tepki yüksek, bilemiyorum.
Sorular, sorgulamalar. Bir baba olarak insan hep çocuğuma ne olur diye düşünüyor. Bu konularda korkuyu hissedip paralize olmadan plan yapmak gerekiyor. Artık yanımda bir EpiPen ile dolaşıyorum, Epinefrin (adrenalin) iğnesi.
Sonuçta içeri oturan bir dinginlik, şükran, olgunluk…
Hayatın anlamı ve değerinin altını çizmek.
Tevazu.
Marcus Aurelius başta olmak üzere tarihteki pek çok stoacı ve mistik kişinin selamlama şekli: Memento mori.
Latinceden çevirisi: Ölümü hatırla
O gün benim son günüm olabilirdi. Ölüm gerçekten plansız gelebiliyor. Ertelenen büyük planlar, hayaller, tüm o yapılacak güzel şeyler için vakit tam şimdi. Ölümü hatırlamak yaşamın değerini hatırlatıyor. Her gün ve her an, eşsiz. Tekrarı yok. Hayat tüm ihtişamıyla bizi bekliyor. Korkular, duraksamalar çok yersiz. Varımızı yoğumuzu bu hayatı en yoğun, en çılgın bir o kadar da bilgece yaşamaya vermekten başka şansımız yok.
Zaman her şekilde geçiyor. Bir kenarda çürümeyi bekleyen için de, fırtınalara bodosloma giren için de.
Son nefeste geriye dönüp baktığımızda bir sanat eseri yaratmış olacak mıyız?
Bu cesareti bulmak isterim. Seninde bu yaşama cesaretini bulmanda yanında olmak isterim. Bunu deneyelim. Riske girmeye değer. Ölüm er ya da geç gelecek çünkü. Hayatı sonuna kadar yaşamamak, zirvede yaşamamak, kalp açıklığı ile yaşamamak - senin için ne ise - asıl risk bu.

Yorumlar
Yorum Gönder